FOTOĞRAFLA GEÇEN YARIM YÜZYIL

FOTOĞRAFLA GEÇEN YARIM YÜZYIL

FOTOĞRAF DUAYENLERİNDEN BİRİ OLAN YAŞAR ATANKAZANIR İLE FOTOĞRAFÇILIK ÜZERİNE KONUŞTUK.

 

ÖZER KANBUROĞLU Sevgili hocam, siz benim üniversitede de hocamdınız. Ama ben sizin hakkınızda çok az şey biliyorum. Fotoğraf söyleşisine geçmeden önce, nerede doğduğunuz, fotoğrafa ne zaman başladınız? Bunlarla ilgili bize, biraz bilgi verir misiniz?

 

YAŞAR ATANKAZANIR 1929 yılında İstanbul’ da doğdum. Babam annemle tanışmadan önce, bir Amerika macerasına girişiyor. Amerika’ya gidip orada bir dönem ticaret yapıyor. Başından çeşitli maceralar geçiyor ve İzmir ‘ e gönderiliyor. İzmir’de de annemle tanışıyor. Sonra biz doğuyoruz. Ben büyüyünce, bahriye mektebine gittim. Bahriye mektebinde Mersinli Ahmet bana güreş konusunda hocalık yaptı. Daha sonra Kasımpaşa Kulübü’nde güreşmeye başladım. Milli takıma kadar yükseldim. Aynı dönemlerde Marshall planı dahilinde Türkiye’ ye gelen yardımların nakliyesinde görev aldım.16-17 elemanla, gelen Jeep’leri Anadolu’ya dağıtıyor bir yandan da güreşiyordum. Bu arada amatörce fotoğraf da çekiyordum.

 

ÖK Fotoğrafta daha sonra nasıl profesyonelleştiniz?

YA 1958’ de Aksaray’ daki “Stüdyo Taç”ı açtım ve tüm sanatçıların fotoğraflarını çekmeye başladım.

 

ÖK Bu kadar ilginin sebebi neydi?

YA Ben Türkiye’ de hiçbir fotoğrafçının yanında eğitim almadın yada çalışmadım.Direkt olarak Amerika’da eğitim aldım.

 

ÖK Müşteri kitleniz ilk önce kimlerden oluşuyordu?

YA Önceleri Aksaray’da yaşayan insanlardı.Sonra benim ismim yayılmaya başladı.Çakıl Gazinosu’nda çalışan assolistler gelmeye başladı. Hamiyet Yüceses, Zeki Müren, Safiye Ayla, Behiye Aksoy ve Adnan Şenses gibi o dönemin çok ünlü sanatçıları başta olmak üzere, pek çok ünlü kişinin fotoğrafını çektim.Sonrasında bir patlama yaşandı. Çünkü o güne kadar çekilen portre fotoğrafları, belden başlayan ve bel ile birlikte çekilen portre fotoğraflarıydı. O fotoğrafın içine portre 1/5 gibi bir alana sıkıştırılıyordu. Amerikan okulundan öğrendiklerimi bu fotoğraflarımda kullandım. Bu günde kabul edilen “kellecilik” dediğimiz olayı gerçekleştirdim.

 

ÖK Taksim’e gelişiniz nasıl gerçekleşti yada nende geldiniz?

YA Bu işin merkezinde olmak gerekiyordu. Yani Taksim’de. Zaten gazinocular kralı Fahrettin Aslan, “ Yaşar, sanatçıların buraya gelişi problem oluyor, Taksim’e gel” dediğinde, “Benim başımı kaşıyacak zamanım yok, yer bulursanız gelirim” dedim. Behiye Aksoy,Aslan’a dönerek, “Pehlivana yükleneceğine,yeri sen bul” dedi. O zamanlar Şinasi Barutçu’nun oğullarının, Beyoğlu Mis sokakta bir grafik atölyesi vardı.Barutçu, “Yaşar şu bizim yere bak” dedi. Fahrettin Aslan’la birlikte Mis sokaktaki binaya baktık ve 4.katı tuttuk. O dönemde var olan en büyük stüdyoydu. Sanatçı portreleri büyük oranda bize geliyordu. Bütün gün sanatçıların, hayranlarına dağıttığı fotoğraflar basmaya başladık.

 

ÖK Sizi Türkiye’nin ilk reklam fotoğrafçılarından biri olarak görüyoruz. Bu süreç nasıl başladı? Portre fotoğrafçılığında belli bir daralma mı oldu? Yoksa sektöre yeni giren portre fotoğrafçılığından dolayı müşteri kitleniz mi azaldı?

YA Hiç öyle olmadı. Ben çektiğim portrenin dışında, İstanbul Reklam’ın fotoğraflarını da çekiyordum. Dolayısıyla, endüstriyel fotoğrafa da girmiştim. Bu işleri o zamanlar sadece 4-5 kişi yapardık.Rahmetli Haluk Doğanbey, Gültekin Çizgen, Haydar Volkan ve ben vardık. O zamanlar piyasa çok dardı ve çektiğimiz diaları Türkiye’de yıkatma şansımız da yoktu. Çekilen fotoğrafları, Almanya’daki Stüdyo 13’e gönderiyorduk. Haftalarca heyecan içinde bekliyorduk sonuçları. Hatta bazen postada kaybolmalar dahi yaşıyorduk.

 

ÖK Laboratuarda renkli baskı yapılıyor muydu?

YA Sanırım Türkiye’de ilk renkli baskıyı yapanlardan biriydik. İlk kez Aysel Tanju’nun fotoğraflarını renkli olarak Aksaray’daki stüdyoda basmıştık. O gün için büyük bir olaydı. Daha sonra kendi dia ve negatiflerimizi de yıkamaya başladık. Ancak 1969-1970 yıllarında çok yorucu olduğu için portre fotoğrafçılığını bıraktım ve sadece reklam fotoğrafçılı yapmaya başladım. Çünkü bu kulvarda potansiyel artmaya başlamıştı. Bende artık bu kulvarda aranan bir adamdım. Sonra İsveç’e gittim. Hasselblad firmasında bir dönem incelemeler yaptım. Yine aynı yıllarda, Linhof firması ile de ilişki içindeydim ve ilişkilerim onların Ortadoğu temsilciliğini yapmama kadar ilerledi.

 

ÖK Fotoğraf çekmeye de devam ediyorsunuz değil mi?

YA Tabii ki…Hatta çekmiş olduğum fotoğraflar, İsveç dergilerinde yayımlanıyordu. O yıllarda Almanya’dan da bir ödül almıştım.

 

ÖK Sizi daha sonra fotoğraf okulunda öğretim görevlisi olarak görüyoruz. Yaklaşık 20 yıl, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde görev yaptınız.

YA Aslında bu aşamada Türkiye’de iki insan görmekteyiz.Birincisi Gültekin Çizgen, İkincisi ise Mehmet Bayhan. Bunların çalışmaları ile fotoğraf okulu başladı. Bizler dışarıdan fotoğraf programını bu okula uyguladık.Amacımız ilk mezun ettiğimiz öğrencileri Avrupa’ya göndermeyi ve onların yetişmesinden sonra bu okula hoca olarak dönmelerini hedefliyorduk. Ancak olmadı. Bende uzun yıllar orada görev yaptıktan sonra ayrıldım.

 

ÖK Reklam fotoğrafçılığının büyük bir Pazar olduğu dönemdi.Daha fazla para kazanma şansınız varken, okula gelmeyi tercih ediyordunuz. Aldığınız para da çok azdı.

YA Aldığımız parayı da zaten ihtiyacı olan yetenekli öğrencilere burs olarak veriyorduk.

 

ÖK Çok sıkı bir hocaydınız…

YA Çok insanın kalbini kırmışımdır. Ama şimdi bu öğrencilerin çok iyi yerlere geldiğini görüyorum. İyi ki o dönemde onlara fazla yüklenmişim.

 

ÖK Reklam fotoğrafçılığının bu kadar genişlemesini üretimin dışında neye bağlıyorsunuz.

YA Türkiye’de reklamcılık diye bir şey varsa, Süheyl Gürbaş’la (İstanbul Reklam) vardır. Cağaloğlu’ndaki binasını sırf reklam amaçlı yaptı ve ölene kadar o amacın dışında kullanılmasına izin vermedi.

 

ÖK Son 15 yılda sisteme giren fotoğrafçıların yaptıkları işlere baktığımızda Avrupa’nın tarzından çok uzakta olduklarını sizce bunun sebebi nedir?

YA Bence bunun iki sebebi var. Bizim zamanımızda endüstri bu kadar genişlememişti. Reklam verecek insanların hepsi dışarıda nelerin olduğunu bilen insanlardı. Ürettikleri ürünlerden dolayı, bu ürünlerin dışarıda nasıl yayımlandığını nasıl kataloglar yapıldığı bilinirdi. Bu gün bu ışığı göremiyoruz. Fotoğraf kültürü olmayan işverenle, fotoğrafçı olmayan insanlar karşı karşıya gelmeye başladı. Çünkü o işverenin bana yada benim çapımdaki fotoğrafçılara gittiğinde, ortaya çıkan maliyetle bu fotoğrafçılara gittiğinde ortaya çıkan maliyetler arasında korkunç farklar oluştu. Bu konuda ilk uyanan kişi Zeki Triko olmuştur. Türkiye’ye ilk kez yabancı mankeni getiren Zeki Başeskioğlu’dur. Biz fotoğraflarda kullanılmak üzere pavyondan kadın seçerdik. Başak Gürsoy ise fotomodellik kavramını Türkiye’ye getirdi.

 

ÖK Bu gün 76 yaşınıza rağmen hala çalışıyorsunuz. Halen müşterileriniz var. Nedir sizi hala sistemin içinde tutan sır?

YA Ben askeri disiplinle yetiştim. Kahve köşelerinde oturacak adam olmadım hiçbir zaman.

 

ÖK Sanırım bu stüdyoda sadece tanıtım fotoğrafları çekilmiyor.

YA Doğru. Bu stüdyoda sadece fotoğraf çekmiyoruz. Aynı zamanda Nikon’un Türkiye temsilcisi Karfo Karacasulu firması ile iş birliği yaparak 2 gün süreli stüdyo fotoğrafçılığı eğitimi de veriyoruz.

         

 

 

 

Ziyaretçi: 2179